Sizin Hikayeniz...

   

     Hayat kısa, anlamlı ve bir o kadar da garipti; öyle hissediyordum. Yüklediğim anlamlar çok fazlaydı. Geldiğim yer sessiz ama bir o kadar da kalabalık! O an kimseler yoktu belki ama içimdekiler o kadar çoktu ki, birbirini iteleyerek, kendilerine yer bulmak için boğuşup duruyorlardı. İçimdeki, aklımdaki her ses ayrı bir yerden başını uzatıp, geri kaçıyordu. Yakalanmaktan korkuyorlardı;  oysa onları yakalamaya ne gücüm, ne de isteğim vardı. Durup, herşeyi karşıma alıp, uzaktan baktığımda ise gördüklerim, duyduklarımla birleşmiş, hissettiklerime kafa tutuyorlardı, beni, içimdekilerden kaçırıp uzaklaştırmak için diretircesine...

 

      Olmadı! Benliğim, düşüncelerimi sırtlanıp kaldığı yerden yoluna devam etmek için ısrar etti. Yükünün ağırlığına, esecek fırtınanın yönüne ve şiddetine aldırmadan. Kim bilir belki de gün gelecek fırtına yönünü  değiştirip, bana yürü ya kulum deme ihtimalinin ümidi vardı içimde. Doğrusu, çıkacağım yolun zorluklarını göğüsleyebilecek gibi hissetmeme karşın, düşünüp, gerçeklerle yüzleşebilecek kadar güçlü hissetmiyor olmamla yaşadığım paradoksun yükü ile düştüm yola. Hayatın akışının beni derinlere taşımasının heyecanı içimde tarifsiz bir kudret uyandırıyordu.

    

      İşte tam da burada yaşadığım anlam karmaşasının sonunda,  "kader, kısmet" diye tanımlanan öğenin aslında "cesaret" işi olduğuna kanaat getiriyorum. Anlıyorum ki, yaşanılan herşey, içimizdeki "ben"in sadece bir yan ürünü!

 

 

        Çok soyut gibi geliyor olabilir size anlatılan. Belki de yaşadığınız olaylardan birini içine oturtmaya çalışıyorsunuzdur, sağdan soldan taşan kısımlara, cümleleri tekrar tekrar okuyarak yer bulmaya çabalıyor da olabilirsiniz. Size, hemen hemen her gün duymak istediklerinizi işitmek için kapattığınız kahve fallarını çağrıştırmadı mı? "Bir haberin var" " bir beyaz kağıt alacaksın" "bir çift yüzük var" ve bunun gibi tahminlerin, sizi heyecanlandırıp, hayata karşı motive edişini. Ne de olsa noktaları siz dolduruyorsunuz, dilediğiniz gibi. Böylelikle istediğiniz noktalarda, arzu ettiğiniz kadar hayatınıza dahil etmiyor musunuz anlatılanı? ya da kontrolü elinizde tutuyor olmanın hazzını yaşamıyor musunuz? Sanırım bunun tarifi hiçbir şeyde yok ne dersiniz.

         

         Okuyup, "ne kadar soyut, bu da ne?" diyerek kapatıyor olanlarınız  da olabilir. Oysa çoğu zaman kendinizi somutlaştırılarak aktarılan olayların içine dahil etmeniz daha zor gelmiyor mu? Ya da somutlaştırılan örnekleri kulak kabartarak dinleyip, kendinizi dahil etmeden acımasızca eleştiren siz değil misiniz? 

 

          Hadi buyurun o zaman, bu sefer de hikayenin taslağı benden, finali sizden olsun...

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.