İnsan sevgisiz yaşayamaz; yaşayamazda neyi ne kadar sever o önemli.

İnsan mutlu olmak için sever; ama sevgiyle mutlu olan insan yoktur. Sebep sevgiyle

arzu birbirine karıştığı için, arzuladığı şeye sahip olunduğunda sevgi değilde nefsiyle

istediğine sahip olma arzusu. Nefsi isteğine sahip olduğu zaman, sevgisi tükenir.

Daha çok arzular ile büyük bir hırsın sahibi olur.

Sevdiğiniz bir insanın sevgisini kazanabilmek için hediyelere ve güzel sözlere

boğarsınız ve sonuç hüsran.

Peki sevgi nasıl olmalı sorusuna nasıl bir cevap bulabiliriz ki?

Anne sevgisine ne dersiniz? Sevdiğiniz sizin hoşunuza gitmeyen bir davranış, bir söz

sizi rahatsız etmiyorsa, işte siz gerçek sevginin sahibisiniz. Ama bu anne sevgisi

Allah'ın kadınlara verdiği bir lütuf ve anlaşılan o ki Allah devrede değilse sevgi yoktur

diyebiliriz.

ENFAL - 63 :Ve ellefe beyne kulûbihim, lev enfakte mâ fîl ardı cemîan mâ ellefte beyne

kulûbihim ve lâkinnallâhe ellefe beynehum, innehu azîzun hakîm(hakîmun).Ve onların kalplerinin

arasını (sevgiyle) birleştirdi. Eğer yeryüzündeki şeylerin hepsini infâk etseydin (verseydin),

onların kalplerinin arasını birleştiremezdin. Ve lâkin Allah, onların arasını birleştirdi. Muhakkak ki

O; Azîz'dir, Hakîm'dir.

Demek ki devrede Allah varsa sevgi var, bu da mutluluk demektir. Ama çoğu

insanların dünya sevgisi Allah'ın ve Resulünün sevgisinden fazladır.

TEVBE - 24 :Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve

emvâlunıktereftumûhâ ve ticâretun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum

minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye' tiyallâhu bi emrih(emrihî), vallâhu

lâ yehdîl kavmel fasikîn(fasikîne). De ki: "Şâyet babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve

zevceleriniz ve aşiretiniz ve kazandığınız mallarınız, kesada uğramasından (satışının

durmasından) korktuğunuz ticaret ve razı olduğunuz (hoşunuza giden) evler, Allah'tan ve O'nun

resûlünden ve O'nun (Allah'ın) yolunda cihad etmekten size daha sevgili ise artık Allah, emrini

getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, fasıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez

Demek ki insanların dünya sevgisi Allah'ın ve Resulünün sevgisinden fazla ise, o

insanın Hidayete ermesi mümkün değil ve dalâlette olan bir insanında dünya ve

ahiret saadeti olmaz. Sakın zengin insanlar hidayete eremez diye düşünmeyin,

Allah'ın verdiklerine şükredebiliyorsa ve Allah için infak edebiliyorsa, o insanlar

farklıdır ve nefslerinde hırs afetleri yoktur.

Zaten Allah ve Resulünü sevmeyenler ile geçinemezler. Akraba, ana, baba,

kardeş dahi olsa aralarında sevgi olamaz.

MUCADELE - 22 :Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men

hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike

ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî

min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike

hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn (muflihûne).Allah'a ve âhiret gününe

(ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne

karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi

aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden

bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine

yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen

kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte

onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?

İnsanların nefslerinde kibir afeti olduğu için alay edilmemek ve mahcup olmamak için

Allah'ın emirlerini yerine getirmekten çekinir. Aslında insanların sevgisinin

azalacağından değil de Allah'ın sevgisinin azalacağından korksa, Allah o zaman

sevgisinin azalacağından korktuğu için Allah'ın emirlerini yerine getirecek ve

HİDAYETE erecek, dünya ve ahiret saadetinin sahibi olacaktır.

BAKARA - 150 :Ve min haysu harecte fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu

mâ kuntum fe

vellûvucûhekum şatrahu li ellâ yekûne lin nâsi aleykum hucceh(huccetun), illellezîne zalemû

minhum fe lâ tahşevhum vahşevnî ve li utimme ni’metî aleykum ve leallekum

tehtedûn (tehtedûne).Nereden (yola) çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir.

Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin ki; insanların sizin aleyhinizde

(kullanabilecekleri) delil olmasın. Onlardan zulmedenler hariç. Öyleyse onlardan korkmayın.

Benden (sizin üzerinizdeki sevgimin azalacağından) korkun ki; sizin üzerinizdeki ni'metimi

tamamlayayım da böylece hidayete eresiniz.

Allah'ın emirlerini yerine getiren birçok insan var ama sevgi kalplerinden

dışarı yansımıyor diyeceksiniz. Haklısınız da onlara öğretilen din İslâm’ın beş şartı.

Halbuki İslâm dini Allah'a teslim olma dinidir. Önce Allah'ın davetine icabet etmek

gerekir ki Allah'a kul olunsun.

RAD - 14 :Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in

illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne

illâ fî dalâl(dalâlin).Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet

ettikleri (şeyler), onlara birşeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun

ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti,

dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz)

başka bir şey değildir.

Allah kendisine davet ediyor. Kendisine teslim olunmasına davet ediyor ki bu

teslimiyeti gerçekleşmesi için de Sıratı Mustakîm'e ulaştırıyor (HİDAYET EDİYOR).

YUNUS - 25 :Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin

mustekîm(mustekîmin). Ve Allah, teslim ve selâm yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına

ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

Sıratı Mustakîm üzerine ulaştırdığı kişi de Allah'a verdiği ahdi yerine getirmiş Allah'a

kul olmuştur.

YASİN - 60 :E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum

aduvvun mubîn(mubinun). Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd

almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

Demek ki şeytana kul olmamak için Sıratı Mustakîm'e Allah'ın ulaştırması (hidayet

etmesi) gerekmektedir.

YASİN - 61 :Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm (mustekîmun). Ve Ben, sizden Bana kul

olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

Sıratı Mustakîm’e ulaştırdığı kişiyi Allah kendisine ulaştırıp hidayet ediyor.

NİSA - 175 :Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve

fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).Allah'a âmenû olanları ve O'na

sarılanları (sarılmayı dileyenleri), Allah kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları,

Kendisine ulaştıran SıratıMustakîm'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır

Allah insanları önce Sıratı Mustakîm'e ulaştırıyor, sonra da kendisine ulaştırıyor ve

teslimleri sağlatıyor.

NİSA - 58 :İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en

tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan

basîrâ (basîran). Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder. İnsanlar

arasında hakemlik ettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, bununla

size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, işiten ve görendir.

Sadece ruhun Allah'a ulaşarak hidayete ermesi değil, fizik bedenini, nefsini ve

iradesini de Allah'a telim ederek Allah'ın iradesi ile hatasız ve sonsuz sevgi ve

mutluluk dolu insan, yani veli kullarından olmamızı istiyor. Şayet insan Allah sevgisi

ile emanetlerini sahibi olan Allah'a teslim etmek istesin.

Allah, hidayete erdirdiği kişinin hidayetlerini arttırıyor.

MUHAMMED - 17 :Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.Ve onlar ki hidayete

ermişlerdir, (Allah) onların hidayetini artırdı ve onlara takvalarını verdi.

Demek ki hidayete eren bir kişi aynı zamanda takva sahibi oluyor.

ZUMER - 57 :Ev tekûle lev ennallâhe hedânî le kuntu minel muttekîn(muttekîne).Veya:

"Muhakkak ki eğer Allah beni hidayete erdirseydi, ben mutlaka takva sahiplerinden olurdum."

diyenlerden (olmayın).

Hidayet (Allah'a ulaşmak) yoksa takvada yoktur. Takva yoksa cennette bir hayaldir.

Hidayet varsa takva vardır ve cennet vardır.

AL-İ İMRAN - 15 :Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim

cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun

minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi). De ki: "Size bundan daha hayırlısını haber

vereyim mi? Takva sahibi olanlar için Rab'lerinin katında içinde devamlı kalacakları,

altından ırmaklar akan cennetler ve tertemiz eşler ve Allah'tan rıza (makamı) vardır." Allah

kullarını BASÎR'dir (görendir, görücüdür).

Tabi teslimiyet derken ayetlere göre açıkladığımız için, delillendirerek bir örnek

verirsek. Peygamber Efendimiz (SAV) ve Ashabı VEÇH'lerini de Allah'a teslim

etmişler. Sünneti yaşamak isteyenler o zaman bu teslimiyeti de

yaşamaları gerekmektedir, ama bu günkü din eğitiminde teslimiyetler

anlatılmadığı için insanlarda sevgi ve mutluluk bulmak mümkün olmamaktadır.

AL-İ İMRAN - 20 :Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve

kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe

innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). Eğer seninle tartışmaya

kalkarlarsa, o zaman de ki: "Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim

ettik." O kitap verilenlere ve ÜMMÎ'lere de ki: "Siz de (fizik vücudunuzu Allah'a) teslim ettiniz mi?"

Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o

zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎR'dir (görendir).

Bu teslimiyeti gerçekleştirenler için Allah nasıl bahsediyor bakalım,

FUSSİLET - 33 :Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî

minel muslimîn(muslimîne). Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasviyesi) yapan ve:

"Muhakkak ki ben teslim olanlardanım." diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

Bu kişiler Allah'a teslim olmuş ama nefslerini ıslah etmektedirler ve başka

insanları Allah'a davet etmektedirler.

Önemli olan tarafı, kalplerinde sevgi taşıdıkları için, kendilerine düşmanlık

yapanları bile seviyorlar ve bu sevgi düşmanları bile dost yapıyor.

Teslimiyetini yapamayanlar için çok önemli olduğu bir gerçek.

FUSSİLET - 34 :Ve lâ testevîl hasenetu ve les seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe

izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun). Hasene (iyilik) ve

seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle

arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

İşte, bir mümin tarif et derseniz; insanın aklına bu sevgiyi yaşayan kişilerin ancak

mümin olabileceği geliyor. Başkaları sevmese de, sevgisi tükenmeyen bir kişi.

AL-İ İMRAN - 119 :Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi

kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel

gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri). (Ey mü'minler)! Siz

öyle kimselersiniz ki; onlar, sizi sevmedikleri halde siz, onları seversiniz ve siz Kitab'ın bütününe

îmân edersiniz. Onlar, sizinle karşılaştıkları zaman: "Îmân ettik." derler. Ama tenhada, kendi

başlarına kaldıkları zaman size olan öfkelerinden (dolayı), parmak uçlarını ısırırlar. De ki:

"Öfkenizle ölün." Hiç şüphesiz Allah, sinelerde olanı bilir.

Bu müminler nefslerini ıslâh eden kişilerdir.

MU'MİN - 40 :Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev

unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin). Kim

seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla

cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs

tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü'minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız

rızıklandırılacaktır.

Bu müminler zikrettikleri zaman kalpleri titreyen gerçek müminlerdir. Ayetler

okundukça imanları artan Allah'a tevekkül (vekil edinen) eden müminler.

ENFAL - 2 :İnnemel mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim

âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).Gerçek mü'minler

onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah'ın âyetleri

okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır ve Rab'lerine tevekkül ederler.

İmanları arttıkça Allah'ın hidayete erdirdiği imanları artmış müminler. Direk cennet'e

girecek müminlerdir

YUNUS - 9 :İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti yehdîhim rabbuhum bi îmânihim, tecrî min

tahtihimul enhâru fî cennâtin naîm(naîmi).Muhakkak ki âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs

tezkiyesi) yapanlar, îmânlarından dolayı Rab'leri, onları hidayete erdirir. Onlar,

altlarından ırmaklar akan naîm cennetlerindedirler.

Bu insanlar Allah’ın hidayete erdirdiği veli kullardır. Delalette olmadıkları için mutlaka

Allah'dan hacet namazı ile veli mürşitlerini istemiş ve tabi olmuşlardır.

KEHF - 17 :Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet

takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men

yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen

murşidâ(murşiden).Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve

battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın)

geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi

Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a

ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

Ancak Allah'ın hidayete ermiş hidayetçilerine tabi olunursa hidayete erilir.

YUNUS - 35 :Kul hel min şurekâikum men yehdî ilel hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men

yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ, fe mâ lekum, keyfe

tahkumûn(tahkumûne). De ki: "Sizin ortaklarınızdan Hakk'a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse

var mı?" De ki: "Allah, Hakk'a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk'a hidayet eden (ulaştıran)

mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi

hidayete eremeyen kimse mi?" Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

İNSANLARIN ALLAH'IN SEVGİSİNİ KAZANMASI GÜZEL DEĞİLMİDİR? EĞER ALLAH'IN

SEVGİSİNİ KAZANMAK ÖNEM ARZ EDİYORSA, O ZAMAN ALLAH'IN VELİ MÜRŞİDİNE

TABİ OLALIM Kİ! ALLAH'DA BİZİ SEVSİN;

AL-İ İMRAN - 31 :Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum

zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun). De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız, o zaman bana

tâbî olun ki; Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın (sevaba çevirsin). Allah,

GAFÛR'ur RAHÎM'dir.

NE DERSİNİZ ÜLKEMİZDE BİRLİK VE BERABERLİĞİN OLMASI VE ALLAH'IN

YARDIMI İLE DÜNYA VE AHİRET SAADETİNİN VE ALLAH'IN SEVGİSİNE

SAHİBİ OLAN İNSANLAR OLMAMIZ İÇİN, ALLAH'IN DAVETİNE İCABET EDİP,

HİDAYETE ERMEK VE TAKVA SAHİBİ OLMAK İÇİN, ALLAH'DAN HACET NAMAZI İLE

HİDAYETÇİMİZİ İSTESEK AHİR ZAMAN SAHABESİ OLSAK BİR DİLEKSE NEYE

BEKLİYORUZ Kİ.

Hacet namazının kılınışı:

Hacet namazını perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde

kılınması asildir. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınır. Sonra

hacet namazına niyet edilir.

Namazda aşağıdaki âyetler okunur:

1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî

2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

2. Rekâtın sonunda : Ettehiyyâtü

3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

Namaz tamamlandıktan sonra Allah’tan hacet neyse o istenir. Allah’tan mürşid

istemek için bu namaz kılındıysa mürsid istenir.

Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa

alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yan üstü

yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah’tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti

mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya Batıni bir hedef olabilir)

o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra baslar.

Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Bas biraz sağa, sola

oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı

pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında “Allah, Allah” diyerek kişi Allah’ı zikr-i

hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.

Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her

perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de

kılınabilir.

Allah’a emanet olun

dkusman@yahoo.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.