İkinci memur yazısı.  Aslında bazı yerleri anlatmakla olmaz ya hani, yaşamak lazım. Mesela buradakilere Ayder’i ne kadar anlatabilirsem, size de burayı o kadar anlatabilirim. Memur olduğumu öğrendiğimde Şanlıurfa bana hem mesafe olarak, hem de kültür olarak çok uzaktı. İstanbul’da yaşadığımız için Urfa’lı çok arkadaşım vardı ama buranın havasını soluyarak yaşamak çok farklı. İlk geldiğimde Milli Eğitim Müdürü’müz Sayın Ahmet Kılıç beni çok sevdi ve ilgilendi. Burada bir süre daha sonra iş yerim olacak olan Öğretmenevinde kaldım. 

Burada ilk sorun ev bulmak oldu. Kiralık ev var yok değil ama, sınırda olduğu için gelişmişlik az ve aynı zamanda nüfus çok kalabalık olduğu için küçük ev bulmak çok zor. Bir annem bir ben. Bize 2+1 yeter değil mi? Ama yok. Şu an evimde 4 oda var ben ikisini anca kullanıyorum. Bu kültür ve nüfusla alakalı, asla kötülemek ve eleştirmek için yazmıyorum.

Keyfim yerinde doğrusu işim rahat. Ceylanpınar, konuştuğum insanlardan aldığım bilgilere göre sınırda olduğu için gelişmemiş. Evet sınırdayım. Hatta çayımı içerken Suriye’yi izliyorum. Yok yok burası sakin. Olay yok .

İnsanlarını sona ve ayrı bir paragrafta anlatmak istedim. İnsanları çok çok iyi ve anlayışlı. Şanlıurfa’nın anlattığım uhrevi hava buraya da fazlasıyla hakim. Camilerine alışamadım ama, buranın hepsi şafi mezhebinden. Ben ise hanefiyim. İlk defa mezhep farkının sorununu yaşıyorum. Hatta ilk Cuma’da bizde mesela hocayla selam verdim sağa. Kimse selam vermiyor. Gülmem geldi doğrusu. Yani trajikomik dedikleri bu galiba.

Selam ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.